Üstad Bediüzzaman
Said Nursi hakkındaki çalışmasını yayınladıktan sonra Nurettin
Sayar isimli okurumuz da aynı konuda yapmış olduğu çalışmayı
bir mektup halinde şahsıma göndermiştir.
Ben de Nurettin Sayar'ın bu değerli çalışmasını
sizlerle paylaşmak istedim ve aşağıda aynen iktibas ettim.
Sn. Nurettin Sayar'ın mektubu
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'YE GÖRE
MEHDİ NEDEN GELECEK?
Çünkü,
1- Kuran-ı Kerim'in bazı ayetlerinde
işaretle, Peygamberimiz'in (sav) hadislerinde de sarahatle Mehdi'nin
geleceği müjdelenmiştir
Bazı ayet-i kerime ve ehadis-i şerife ahir zamanda
gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar.
(Tılsımlar Mecmuası,168)
2- Allah her yüzyıl bir Müceddid gönderir
Ashâb-ı Kütüb-i Sitte'den İmam-ı Hâkim'in "Müstedrek"inde
ve Ebu Dâvud'un "Kitab-ı Sünen"inde, Beyhaki "Şuab-ı İman"da
tahriç buyurdukları: "Her yüz senede bir, Cenab-ı Hak
bir müceddid-i din gönderiyor..." hadis-i şerifine
mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlâna eş şehir kutbü'l
ârifin, gavsü'l vâsilin, varis-i Muhammedi, kâmilü't tarikatü'l
âliyye ve-l müceddidiyye Halidi Zülcenaheyn Kuddise sirruhu...
(Barla Lahikası, 119)
Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi
Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri
üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın
Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)
Baştaki hadis-i şerifin "her yüz sene başında
dini tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor" müjdesinin
ihbarına muvâzi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl i
hakikatin tasdikiyle-1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir.
(Barla Lahikası, 120)
Madem tam yüz sene sonra,
aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları
aynı vazifeyi görmüş... Kanaat verir ki-nass ı hadis ile-Risale-i
Nur tecdid i din hususunda bir müceddid hükmündedir. (Barla Lahikası, 121)
Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden,
şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir
müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a'zam veya
bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları
göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i
Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük
bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi,
hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek
ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı
Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla
doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtnılarını
teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini
ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i
Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir.
Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i
İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i
Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua
layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde
öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder."
(Mektubat, 411-412)
3- 13. Asrın müceddidi Bediüzzamandır,
14. asrın müceddidi beklenmektedir
İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.
(Sözler, 318)
Ta 1371 senesinden sonraki alem-i
İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler...
Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve
hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz
edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak
için taharri-i hakikat meyelanını (Hakikati araştırma meyli)
ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin
cephesine göndermiş, inşAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)
4- 14. Asrın müceddidinin Mehdi olduğu bildirilmiştir
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve
"mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar, 605)
"Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var
ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki
beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu
zamanda gelse .... (Kastamonu Lahikası, 57)
5- Bediüzzaman, müjdelenmemiş
dahi olsa Mehdi'nin gelmesinin adetullaha uygun olduğunu söylemiştir
...Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın
zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır.
Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab
ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul
ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa
dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i
tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411-412)
6- Bediüzzaman Mehdi'yi müjdelemiştir
Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl
sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı
Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir.
Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz. (Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, 72)
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve
"mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak
zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar,
605)
7- Bediüzzaman, Mehdi'ye zemin hazırladığını bildirmiştir
Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan)
işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac
etmiş ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek
(ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş
hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar
ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda
gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve
anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz
(hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
8- Ümmetin fesadı zamanlarında Allah her zaman
bir müceddid, bir halife göndermiştir
..Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin
ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı
ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i
zişan veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut
bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş;
fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.)
muhafaza etmiş.. (Mektubat, 411-412)
9- Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında da Allah en büyük
müceddid olarak Mehdi'yi gönderecektir
..Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir
zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid,
hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid,
hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat
da, ehl-i beyt-i Nebevi'den olacaktır.. Kadir-i Zülcelal
Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve
vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. (Mektubat, 411-412)
10- Yeryüzündeki Müslümanların başında bir emir,
bir halife, bir müçtehid yoktur ve dağınık durumdadırlar.
..Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette
en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim,
hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi
gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı
Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla
doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını
teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini
ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal
Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve
vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır..(Mektubat, 411-412)
11- Bediüzzaman, şu an zulüm gören ve mağlup görünümünde
olan Müslümanların galip olacağını, tarihini vererek müjdelemiştir
Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki
hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam
teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak
için taharri-i hakikat meyelanını (Hakikati araştırma meyli)
ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin
cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)
12- Bediüzzaman, hizmetinin Mehdi'ye yönelik bir
hazırlık anlamında olduğunu ifade etmiştir
..Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere
zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle
o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
13- Bediüzzaman, halen mevcut olan bidatlar zulümatını
dağıtacak bir zatı gözlediğini söylemiştir
Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan)
işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac
etmiş ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur
zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan
girmiş hurafeleri) dağıtacak.' Ben böyle bir nurun zuhuruna
çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, 189)
14- Günümüze kadar etkisini sürdüren maddeciliği
ve felsefeleri tam susturacak tarzda imani bir çalışmayı yapacak
zatın Mehdi ve bu çalışmanın onun 1. vazifesi olacağını Bediüzzaman
bildirmiştir
Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç
vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı
tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun
ve tabiiyyun taunu, beşer içine intiçar etmesiyle, herşeyden
evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i
imanı dalâletten muhafaza etmek... (Emirdağ Lahikası,
259)
15- Dünyada yalnız imani değil, birçok alanda çalışma yapacak
kişinin de Mehdi olacağı Bediüzzaman tarafından söylenmiştir
Büyük Hz. Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset
aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde. (Şualar, 456)
16- Bediüzzaman, birçok alanda çalışma yapma özelliğinin
sadece Hz. Mehdi'de birleşeceğini ifade etmiştir
Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda,
yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini
cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda
Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil
eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak
içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, 156)
17- Üstad, Mehdi'nin ikinci vazifesinin İslam'ın
hükümlerini hayata geçirmek olduğunu ifade etmiştir
İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.)
ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir.
(Emirdağ Lahikası, 259)
18- Bediüzzaman'a göre Mehdi henüz oluşmamış olan
İslam Birliği'ni kuracaktır
İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.)
ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i
İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi
ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den kurtarmaktır. (Emirdağ
Lahikası, 259)
19- Mehdi dünyada şu an halifesi olmayan Müslümanların
halifesi olacaktır
İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye
(A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir.
20- Mehdi şu an büyük karmaşa içinde olan insanlığı
maddi, manevi tehlikelerden ve İlahi gazaptan kurtaracaktır
Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti
maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den kurtarmaktır. (Emirdağ Lahikası, 259)
21- Üstadın ifadesiyle Mehdi'nin milyonlarca kişiden
oluşan orduları olacaktır
Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti
maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla
efradı bulunan ordular lazımdır. (Emirdağ Lahikası,
259)
22- Bediüzzaman, Mehdi'nin şeriatı icra ve tatbik
edeceğini, yani toplumlarda İslam'ın hükümlerini uygulayacağını
söylemiştir.
O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve
tatbik etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
23- Üstad, Mehdi'nin çok geniş maddi imkanlara
sahip olarak İslam Birliği'ni oluşturup, şeriatı icra ve tatbik
edeceğini bildirmiştir
Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli
itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci
vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci
vazife tatbik edilebilsin. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
24- Semavi dinlerin hepsinin beklediği Hz. İsa'nın
gelişi ile birlikte, İsevilerin Hz. Mehdi ile ittifak yapıp
Kuran'a tabi olacaklarını Üstad bildirmiştir
O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı
İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak
edip din-i İslam'a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, 9)
25- Bediüzzaman, Hıristiyanlığın Kuran'a tabi olması
ile dünya çok geniş çapta ve görkemli gelişmelere sahne olacağını
söylemiştir
Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha
ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler
pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
26- Üstad, Mehdi'nin büyük bir saltanat sahibi
olacağını müjdelemiştir
Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, 9)
27- Bediüzzaman, Hz. Mehdi'ye bütün müminler, ulemalar,
evliyalar ve peygamberimizin (sav) soyundan olan seyyidler cemaati
iltihak edip tabi olacaklardır demiştir
Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı
Kur'aniye'nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı Muhammediye'nin (A.S.M.)
kanunları bir derece ta'tile uğramasiyle o zat, bütün
ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve ittihad-ı İslâm'ın
muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve
bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli
ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. (Emirdağ Lahikası,
260)
28- Kendi dönemi dahil, daha önce gelmiş-geçmiş
müceddidlerin hiçbirinin neden müjdelenen Mehdi olmadığını Bediüzzaman
izah etmiştir
Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi
ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini
bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını
alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)
29- Şimdiye kadar gelen müceddidler yalnızca iman
çalışmasını bir yönüyle yapmışlardır. Bediüzzaman, bahsettiği
üç vazifeyi de ancak Mehdi'nin yapacağını bildirmiştir
Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda,
yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini
cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda
Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil
eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide
ancak içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve
Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)
30- Üstad, bazı kimselerin, 'Mehdi eskiden çıkmıştır'
tarzındaki yanlış inanışlarının sebebini izah etmiş ve beklenen
Mehdi ile karıştırdıklarını ifade etmiştir
"Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan
ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı ayrı
haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide
onun çıkmasına hükmetmişler.
Allahu a'lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin
bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve
siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad
alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır
me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir
nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek
ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde
belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış, ceddinin
şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend
ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi'nin
bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi
hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü
Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i
hakikat demiş: "Eskide çıkmış." Her ne ise... (Şualar, 456)
31- Mehdi'nin Ehl-i Beytten biri olarak Ahir zamanda
çıkması, "hem zaruri bir durumdur, hem de toplumsal hayatın
kanunlarının bir gereğidir" der Bediüzzaman
Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler
manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'aniyenin
mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen,
tekemmül eden A-li Beyt, elbette ahir zamanda şeriat-i
Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi
(A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları
olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i adaletini ve
hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber,
gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i
insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." (Şualar, 456)
32- Bediüzzaman, Hz. İsa'nın semavi nuzulünün kesin
olduğunu bildirdiğine göre, Hz. İsa geldiğinde kiminle ittifak
yapacaktır, o anda Müslümanların başında kim olacaktır? Rivayetler
ve Bediüzzaman bu şahsın Mehdi olduğunu söylemektedir
Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i
İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla beraber; mânâ-yı
işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da
mu'cizane işaret ediyor. (Kastamonu Lahikası, 50)
Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan
şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin
azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi
ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı
İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek.
Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye
namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka
ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret
eder. (Şualar, 493)
33- Hıristiyanlık dininin üçleme ve başka batıl
ve hurafelerden arınacağı Bediüzzaman tarafından ifade edilmiştir.
Böyle bir gelişme henüz gerçekleşmemiş, beklenmektedir
.. Hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı
tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak .. (Mektubat
53-54)
34- Hurafelerden arınan, saflaşan Hıristiyanlık
dini, hak din olan İslam'a dönüşüp, İslam'a tabi olacaktır.
Üstadın, rivayetlere göre aktardığı bu gerçek, henüz yaşanmamış
ve beklenilen olağanüstü bir gelişmedir
.. Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab
edecektir... Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi
tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak. (Mektubat 53-54)
35- İslamiyet ve ona tabi olan Hıristiyanlık
ittifak edip büyük güç kazanarak dinsizlik akımını mağlup edeceklerdir.
Dünyanın çehresini değiştirecek bu gelişme, henüz yaşanmamış
ve beklenmektedir
..Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet
bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken mağlub
olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına
galebe edip dağıtacak.. (Mektubat 53-54)
36- Bu ittifakın başına da Hz. İsa geçecektir.
Hıristiyanların da beklediği Hz. İsa'nın nuzulü ve ittifak ile
gelen bu neticeler yaşanmadığına göre, Bediüzzaman'ın yaşanacağını
söylediği bu gelişmeler beklenmektedir
.. İttihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe
edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta cism-i
beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının
başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli
Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş,
haktır; madem Kadir-i Külli Sey' va'detmiş elbette yapacaktır
... (Mektubat, 53-54)
37- Dinsizlik akımı etkisini sürdürdüğüne göre,
iki din ittifak etmediğine göre, hak dinin kuvvet bulmasını
gerçekleştirecek olan iki mübarek zat olan Hz. Mehdi ve Hz.
İsa'nın gelmeleri beklenmektedir
Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan
şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin
azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi
ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı
İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek.
Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye
namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka
ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret
eder. (Şualar, 493)
38- İslam'ın, bu gelişmelerle birlikte dünyaya
hakim olacağı müjdelendiğine göre, Müslümanların bunu ve bunun
gerçekleşmesine vesile olacak Hz. Mehdi'nin zuhurunu, Bediüzzaman
gibi gözlüyor olmaları doğru olanıdır
Allahu a'lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin
bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve
siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad
alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır
me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir
nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek
ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde
belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış, ceddinin
şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend
ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım
vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde,
medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler
ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış."
Her ne ise...
Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler
manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'aniyenin
mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen,
tekemmül eden A-li Beyt, elbette ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi
ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya
ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin
kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet
makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i
insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." (Şualar, 456)
39- Kuran'ın hakikatleri henüz ihya edilmemiştir.
Bediüzzaman'ın tabiriyle bir nev'i ta'tile uğrayan Kuran'ın
hükümleri, Hz. Mehdi tarafından ihya edilecektir.
Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı
Kur'aniye'nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı Muhammediye'nin (A.S.M.)
kanunları bir derece ta'tile uğramasiyle o zat, bütün
ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve ittihad-ı
İslâm'ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli
ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle
o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. (Emirdağ Lahikası, 260)
.. Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi
ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile,
başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i
adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul
olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i
insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." (Şualar, 456)
40- Kuran'ın hükümleri Mehdi tarafından icra edilecektir.
.. Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi
ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile,
başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i
adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul
olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i
insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." (Şualar, 456)
O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve
tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil,
belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu
ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki,
o ikinci vazife tatbik edilebilsin. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
9)
41- Mehdi ve talebeleri geldiğinde üstad kendisinin
hayatta olmayacağını, vefat etmiş olacağını vurgulamıştır
Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl
sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı
Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, 72)
42- Bediüzzaman, hizmetiyle yaşadığı ülke ve yaşadığı
yere yakın bölgelerdeki insanlara hizmetini ulaştırabilmiş,
ancak Mehdi'nin İslam aleminin birliğini dayanak noktası alarak,
etkisini tüm insanlığa ulaştıracağını söylemiştir
İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.)
ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslâmın
vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden
ve gadab-ı İlâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı
ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır. (Emirdağ
Lahikası, 259)
43- Bediüzzaman, Mehdi'nin kendisinin komutanı,
kendisinin de onun bir eri bir askeri olduğunu ifade etmiştir.
O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve
ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın
pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası,
162)
44- Bediüzzaman kendisinin "seyyid" olmadığına,
Mehdi'nin ise "seyyid" olacağına özellikle dikkat çekmiştir
"Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller
bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten
olacaktır." (Emirdağ Lahikası, 247-250)
45- Bediüzzaman, kendi talebelerinin Risale-i Nurları
ve kendisini hata ederek Mehdi zannettiklerini ve yanıldıklarını
ifade etmiştir
... Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak
Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili,
Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve
o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını
zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu,
bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller.
(Tılsımlar Mecmuası, 201)
46- Bediüzzaman'a göre, ahir zamanın büyük Mehdisi
ünvanını alacak kişide ve cemaatinde üç vazifenin de yapıldığı
görülmelidir
Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi
ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden
birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük
Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ
Lahikası, 260)
Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda,
yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini
cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda
Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil
eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak
içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, 156)
47- Üstad, ahir zamanda zuhur edeceği müjdelenen
şahısları herkesin tanıyamayacağını, ancak yakınlarının imanlarının
nuru ile tanıyabileceklerini ifade etmiştir
Hz. İsa (A.S) geldiği vakit, herkesin onun İsa
olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri
gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa
açıkça herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, 54)
Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi
ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle
bilinir; herkes bilemez. (Şualar, 487)
48- Hz. İsa'yı en iyi tanıyacak kişi şüphesiz ki
Hz. Mehdi'dir. Bediüzzaman onun talebelerinin sayılarının az
olacağı ve küçük bir cemaat olduğunu söylemektedir
İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti,
Deccal'in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten
çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir. (Şualar, 495)
49- Hz. Mehdi ve ahir zamanda zuhur edeceği bildirilen
diğer şahısların herkes tarafından tanınamayacağı, ancak imanın
nurundan kaynaklanan bir dikkatle tanınabileceği Bediüzzaman
tarafından bildirilmiştir
Şimdi Mehdi gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı
ve sırrı şudur ki:
Ehadîsi tefsir edenler, metn-i Ehadîsi tefsirlerine
ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat
o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya
Süfyâniyeyi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam
gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.
Hem de o eşhasın şahs-ı mânevîsine veya temsil
ettikleri Cemâate âit âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zâtlarında tasavvur
ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları
vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.
Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır.
Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o
eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ
kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u
îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.
50- Bediüzzaman, Mehdilik için kendine hüsn-ü zan edenlerin,
sadece iman vazifesine göre değerlendirme yaptıklarını, halbuki
Mehdi'nin diğer vazifeleri olan 'şeriatı ihya ve hilafeti tatbik'
etmesini dikkate almadıkları için yanıldıklarını ifade etmiştir
Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda
gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar.
Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi
olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i
imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin
şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair
haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta
bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve
hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim
vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların
Risale-i Nur'dan istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır;
fakat Nur'un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına
ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi,
Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine
ve hücumuna vesile olabilir. (Tılsımlar Mecmuası, 168)

geri |

ileri |
|